ŞEHİTLER SIRTI DESTANI

1992 yılında, Bilim ve Teknik Araştırma Vakfı (BİLTAV-Cihan Sokak No:16/11 Sıhhiye/ANKARA)nın yayın organı Sosyal Bilimlerde Araştırma Dergisinin Yayın Kurulu (Mehmet SARI, Ali ATALAY, Zeki GÜREL, Murat ÖZBAY, Musa ÇİFTÇİ, Salih ÇEÇEN, Abdullah GÜNDOĞDU, Kemal KOÇAK, Ertuğrul YAMAN, Mehmet KÖSTEKÇİ)nda çalıştım. Derginin yazı işleri müdürü Mehmet SARI idi.

         Bir sohbet anında, Ankara, Şereflikoçhisar, Sarıyahşi, Çıkınağıl, Solakuşağı, Çerkezuşağı gibi yerleşim birimlerini sayarken; Mehmet Sarı, Solakuşağı ismine takılarak; burasının ismi Solakuşak olabilir mi? diye sordu. Osmanlı kayıtlarında Solakuşak olarak geçmektedir, cevabını verdim. Sevgili kardeşim Mehmet SARI (http://www.mehmet-sari.com 13 Temmuz 1994’te Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Öğretim üyesi olarak göreve başlamış olup halen devam etmektedir ), askerlik görevini ifa ederken bu destanı yayımlayarak ölmezlik vasfına kavuşturmuştur. Solakuşağı köyü, günümüzde Ankara’nın Evren(Çıkınağıl) ilçesine bağlıdır. Aşağıda, Mehmet SARI’nın önsözüyle Solakuşağı köyünden İbrahim Oğlu Ömer’in yazdığı destanın metni verilmiştir.

         Anılan şahsiyetin evlat veya torunlarından, yakın akrabalarından kimilerinin ilgi duyarak destan sahibinin hatırasının tamamlanmasına ve paylaşılmasına katkı bulunmalarını beklemek insani bir borçtur. Buna rağmen:

“Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…

Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

“Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…

Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.

“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;

Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,

Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, (4)

Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;

Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,

Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,

Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…

Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.”

Aşağıda, Mehmet SARI’nın önsözüyle Solakuşağı köyünden İbrahim Oğlu Ömer’in yazdığı destanın metni verilmiştir.

 

         Çanakkale Muharebeleri’ne bizzat katılmış olan İbrahim Oğlu Ömer isimli bir Mehmetçiğin yazdığı bu destan, dili ve üslubu bakımından gayet akıcı olup yaşanılan mahşerin, kazanılan zaferin ve arslanlaşan bir erin destanıdır.

         İhtiva ettiği isimler ve tarihler bakımından da tarihi bir vesika mahiyetindedir. Destanda Şehzade Şerefeddin, Başkomutan Vekili Enver Paşa, Birinci Fırka Kumandanı Miralay Ca’fer Tayyar Bey, 124. Alay Kumandanı Kaymakam (Yarbay) Şükrü Bey, Üçüncü Tabur Kumandanı Binbaşı Şerif Bey, On İkinci Bölük Kumandanı Yüzbaşı Tevfik Efendi gibi isimler geçmektedir.

         Altmış beş kıtadan meydana gelen destan, hecenin on birli ölçüsüyle yazılmıştır. Bazı mısralar ise on iki hecelidir. Der-sa’det (İstanbul)’te 1332 (1916/1917) yılında Askeri Matbaada eski harflerle basılarak küçük bir kitapçık halinde yayınlanan bu destanda geçen özel isimler hakkında dipnotlarda açıklamalar vardır. Bunları aynen aldım ve Romen rakamlarıyla gösterdim. Öğrencilerimizin, manalarını bilemeyeceklerini tahmin ettiğim bazı kelime ve kavramları da açıklayarak kitabın sonun da verdim. Destanın eski harfli baskısının ilk ve son sayfalarıyla destanda geçen kişilerden  bulabildiklerimin resimlerini kitaba ilave ettim.

         Altı asır Avrupa’ya hükmetmiş; oralara medeniyet ve insanlık götürmüş olan atalarımızın Malazgirt, Niğbolu, Varna, Mohaç, Plevne ve Çanakkale’de yarattığı destanların sırrı imanlı ve inançlı oluşundadır. Onlar kadınıyla, erkeğiyle, çoluğuyla, çocuğuyla din için, namus için, bayrak için ve vatan için canlarını verdiler. İşte bu duygularla hareket eden Türk milletinin tarihi, destanlarla doludur. Bilindiği gibi “destanlar, milletlerin din, fazilet ve milli kahramanlık maceralarının manzum hikayeleridir.” Destanlar, kökleri tarihe dayanan, tarihten ilham alan ve tarihe ışık tutan edebiyat türleridir. Destanlar, bir milletin geçmişi hakkında yeni nesillere bilgi vererek onların kendilerine ve milletlerine güven duymalarını sağladıkları için, birçok millet, yeni nesillerine bu ruhu aşılayabilmek düşüncesiyle-geçmişlerinde destan yaratacak hadiseleri olmamakla birlikte-bazı destanlar meydana getirmişlerdir.

         Türk tarihinin her sahifesi ve Türk milletinin her günü başlıbaşına bir destandır. “ŞEHİDLER SIRTI DESTANI” da bunlardan birisidir. Bu destan Konya’nın Koçhisar ilçesinin Solakuşak köyünden muharebelere katılan İbrahim oğlu Ömer isimli bir Mehmetçiğin samimi, sade ve bizzat yaşamış olduğu hislerinin ifadesidir.

         Yaşayarak yazdığı bu destanla, o günler hakkında bizleri aydınlatan, duygulandıran ve milli hislerimizi uyandırarak; kendimize olan güvenimizi bir kat daha artıran gazimiz hayatta ise savaşta silah, barışta kalem tutarak bizlere hürriyet bahşeden ellerinden hürmetle öper; önünde saygıyla eğiliriz. Hakk’ın rahmetine kavuşmuş ise vatan için, millet için, namus için ve din için şehid düşmüş bütün ecdadımızla birlikte ruhuna fatiha göndeririz.

 

Mehmet SARI

Topçu Asteğmen

 

 

 

 

 

Seddül’-bahirde [1] sağ cenahta [2]   birinci fırkanın

“ŞEHİTLER SIRTI DESTANI” [*]

 

 

İstanbul’dan geldiydik Pınarbaşı’na

Tamam ki yerleştik dağı taşına

Denildi bir gece silah başına

Yeniden kaldırdık tepti tabanı

 

Yürüdük yetiştik Çanakkale’ye

Oradan geçildi karşıyakaya

İki gün sonra da girdik vak’aya

Dinleyin ideyim size beyanı

 

Dediler askerler haydi düğüne

Anamız doğurdu ancak bu güne

Zabitler, [3] amirler geçtiler öne

Hep tuttuk sür’atle rah-ı revanı [4]

 

On altı Haziran hareket ittik

Sağ cenah dediler yürüdük gittik

Bir sa’at sonra da menzile irdik

Ta’arruz emri var geldi zamanı

 

Hocalar, zabitler geldiler bize

Telkinler, du’alar yaptılar bize

Helallık diledik bir birimize

Herkesin parladı nur-ı imanı [5]

 

Topçular Deresi sağından asker

Tırmandı bir sırta şevk ile gider

Açıldı yayıldı birden bölükler

Düşmanın atesi sardı her yanı

 

Yere yat emriyle hep birden yattık

Az sonra sür’atle kalktık sıçradık

Bir hayli mesafe geçtik atladık

Yaklaştı düşmanla çarpışmak anı

 

Trandafil [6] cenup garbına geldik

Dört yandan dehşetli ateşler yedik

Ya Rabbi bu nedir ne haldir dedik

Diledik istedik avn’-ı Yezdanı [7]

 

 

Hücum var denince süngü takıldı

Allah Allah diyerek herkes atıldı

Düşmandan yüzlerce mehtap [8]  yakıldı

Gündüze benzetti kara zindanı

 

Aşk ile şevk ile düşmana saldık

Her yandan ateşler içinde kaldık

Şehidler, mecruhlar [9] verdik bunaldık

Kesildi askerin tab ü tüvanı [10]

 

Zabitler, uruldu asker uruldu

Orası şehidle yaralı doldu

Ortalık ağardı gün güneş oldu

O vakit anladık dökülen kanı

 

Bir emir verildi dereye indik

Sonra da Trandafil yanına geldik

İhtiyat [11] olarak orada geçirdik

On yedi on sekiz Haziranı

 

On dokuz Haziran dedi zabitler

İkinci hücum var haydi bey asker

Bu vatan bu millet bizden iş ister

Bu yolda verelim başı ile canı

 

Alaylardan üçüncü tabular geldi

Bunlardan bir alay tertip edildi

Buna da müfreze [12] namı verildi

Bu tertip yapıldı pek na-gehani [13]

 

Müfreze emrini verdi binbaşı [I]

Taksimat yaptırdı düşmana karşı

Tabura emr itti bizim yüzbaşı [II]

Ateşler açıldı aldı ceryanı

 

Top tüfenk mitralyoz kaynadı taştı

Yüzbaşı kalkarak hattı dolaştı [II]

Dedi ki çocuklar hücum yanaştı

Ha gayret böyledir yiğitlik şanı

 

Binbaşı kalkarak dedi çocuklar [I]

Rabbimiz mu’indir [14] yine hücum var

Allah’ı sevenler erkek olanlar

Hiç durmaz ilerler alırlar şanı

 

Taburlar hücuma başladı yine

Y Allah diyerek düşen düşene

Bu hücum benzedi evvelkisine

Nidelim bu da bir hükm-i Rabbani [15]

 

Mitralyoz top tüfenk çeşit fişenkler

Enva’ı bombalar neler var neler

Ortada yalınız makine işler

Görmedik bir düşman kaldı hicranı [16]

 

Trandafil cenup garbındaki [17] yer

Şehidler yatağı oldu ser-te-ser [18]

Oraya Şehidler Sırtı dediler

Böylece söylenir şimdi ünvanı

 

Sığındık Mevla’ya kaldık o yerde

Aklımız derdimiz lakin o yerde

Dedik ki sebattır [20] deva bu derde

Ölürüz dönmeyiz dökeriz kanı

 

Ateşler yağdırdı dönmedik geri

Hatları birazcık sürdük ileri

Becerdik çarçabuk bir baş siperi

Yerleştik, kurtulduk savdık şeytanı

 

Uyku yok, yorgunluk susuzluk yaktı

Düşmanlar durmayıp muttasıl [21] çaktı

Mitralyoz şarapnel su gibi aktı

Birkaç gün geçirdik böyle buhranı

 

Taburun mevcudu bine karibdi [22]

Bu mevcud üç yüze tenezzül [23]  itti

O müthis ateşler eritti gitti

Bir anda yüzlerce cengaveranı [24]

 

Onuncu yüzbaşı Osman Efendi

Elini çırparak ya Allah dedi

Tekbirler alarak fırladı gitti

Şehid düştü gösterdi yiğitlik şanı

 

Mülazım [25] Kasım Ağa Ekrem Efendi

İkisi ilerde giderler idi

Bir müthiş şarapnel yetişti geldi

Şehid itti o iki dilaveranı [26]

 

Üç zabit derya-yı rahmete [27] daldı

Dört zabit uruldu yaralar aldı

On zabitten taburda üç zabit kaldı

Gösterdiler hepisi merdlik şanı

 

Bir baktı sağ sola öne arkaya

Ca’fer Bey bir çare buldu fırkaya [28 ]  [III]

Acıdı boş geçen her dakikaya

Gösterdi cevher-i ilm ü irfanı [29]

 

Tahkimat yapılsın dedi kumandan

İsterim bu işi mutlaka hemen

Başlayın geçmesin bir lahze [30] zaman

Fırkanın bundadır emn ü amanı [31]

 

Mıntıka taksimi yaptı kumandan

Her alay cephesi oldu nümayan [32]

Üç alay yan yana gelince hemen

Tatbika başlandı tahkimat [33] planı

 

Biliridik ki hayrı var kendimize

Boğazda yüzbaşı anlattı bize

İstihkam yaparken kara-denize

Gazve-i Hnedeki [34] , Fahr-i Zi-şanı [35]

 

Sarıldık aşk ile kazma küreğe

Hüda kuvvet verdi pazu bileğe

Gayret-i Allah geldi girdi yüreğe

Kal’aya çevirdik koca meydanı

 

Cebhede bombalar mahalli [36] yaptık

Düşmana kırk adım vardık yanaştık

Bir yandan çalıştık lağımlar attık

Yıkıldı düşmanın bomba mekanı

 

Bombalar yerinde derdi yüzbaşı

Ateşle bombayı Ahmed Onbaşı

At fırlat kırılsın düşmanın başı

Duyulsun buradan ah ü figanı

 

Muttasıl hatları ileri sürdük

Cebhede örümcek gibi ağ kurduk

Düşmanın azmini kırdık öldürdük

Bırakmadık düşmanda hücum imkânı

 

Bu işe İngiliz şaşırdı kaldı

Avalı [37] derinden düşünce aldı

Gittikçe kederi gamı çoğaldı

Çürüdü bozuldu büsbütün planı

 

Tahkimat sür’atle hitame [38] erdi

Taburlar sipere yerleşti girdi

Fırkamız bu işte hayli nam verdi

Ordu da kazandı hakk-ı rüchanı [39]

 

Duymuşlar paşalar geldiler heman

Gezdiler gördüler ordular hayran

Kumandan bu yüzden aldı bir nişan

Hakkıdır kurtardı binlerce canı

 

Fırkamız orduya nümune oldu

Ta’mimler [40]  ser-a-pa [41] takdirle doldu

“En tehlikeli cenah en emin oldu”

Demişti ta’mimde grup kumandanı [IV]

 

Kumdere, Trandafil, Zığın Deresi

Bu hattır birinci fırka cebhesi

Bilmeyen öğrensin o yer neresi

Vaciptir bizlere öğrenmek anı

 

Burada hiçbir gün ateşsiz geçmez

Muttasıl yağdırır gün gece demez

Kâfirin mermisi bitmez tükenmez

Geçmedi sükutla bir gün zamanı

 

Tayyareler keşf ider hem bomba atar

Bir yandan denizden balonlar çıkar

Deniz karaya işaret yapar

Seyr eyle sen artık bombardımanı

 

O büyük toplardan çıkan mermiler

Havada haykırır bağırır inler

Düştüğü yerleri tar ü mar [42] eyler

Doğrusu durdurur akl-ı insanı [43]

 

O müthiş seslerden kulak işitmez

Topraktan dumandan göz gözü görmez

Kâfirin topları hiç aman vermez

Hâsılı beladır bombardımanı

 

Biliriz düşmanda vesait-i hüner [44]

Pek çoktur velakin itmez hazer [45]

Yalınız bir süngü bize hep yeter

Ateşten demirden yılmaz Türk kanı

 

Denizden karadan havadan her gün

Yağdırır ateş demirler bütün

Ceddimiz görmedi böyle bir düğün

Zabt itsün tarihler bu şanlı anı

 

Karşımızda düşman, İngiliz, Fransız

Toplanmış bir sürü korkak tabansız

İlerle bakalım be-hey imansız

Bir adım atmağa yoktur imkânı

 

Hep gördük ne yaptı düşman askeri

Hücuma kalktılar kaçtılar geri

Mümkün mü bir adım atmak ileri

Karşılar süngümüz keser dermanı

 

Yirmi beş Kanunda bir bombardıman [V]

Yaptıydık cephede fakat pek yaman

Bir yandan ta’arruz gösterdik heman

Düşmanda kalmadı sebat imkânı

 

Mağluben makhuren [46] def oldu düşman [VI]

Hamd olsun kurtuldu mübarek vatan

Kardaşlar olalım artık hep şadan [47]

İdelim Allah’a hamd ü şükranı

 

Allah’a çok şükür gördük bu günü

Mazinin kalmadı lekeli günü

Hep sildik şan aldık [*]

Şeref ü şanımız tuttu cihanı

 

Çok şükür Mevla’ya kıldı inayet [48]

Zaferler lutfetti bize nihayet

Bu günün ahvali [49] buna işaret

Durmayıp idelim hamd ü şükranı

 

Yedi ay orada fi-sebil-illah [50]

Uğraştık düşmanla şahittir Allah

Bu kanlı siperler oldu cev-langah [51]

Ya Rabbi sen göster lutf u ihsanı

 

Çanakkale Harbi erlik meydanı

Erkeklik edenler alır nişanı

Nişanlı askerin başkadır şanı

Bu şanı alanın halistir kanı

 

Kardaşlar işimiz sebat u gayret

Bu işte gerektir bir hayli himmet

Vatana bu yolda idenler hizmet

Hakk’ın da böyledir bize fermanı

 

Gazilik bir şandır şehidlik ni’met

Zaten bu can da bize emanet

Verirsek bu yolda verilir Cennet

Şehidin şüphesiz Cennet mekanı

 

Başkumandan Vekili Enver Paşa

Harbiye nazırımız o merd-i yekta [52]

Geldi siperler gezdi ser-a-pa

Öz ile göz ile gördü her yanı

Yaşasın yükselsin o büyük şanı

Ya Rabbi sen hıfz et o kahramanı

 

Yanında bir küçük şeh-zade [53] vardı [VII]

Siperden ona da kurşun attırdı

Bu vak’a tarihe şan kazandırdı

Yükselsin böylece devletin şanı

Kurban olsun bunlara milletin canı

 

O siper güzelce tanzim edildi

Şehzade Siperi namı verildi

Oraya bir abide lazım denildi

Göstersin cevher-i şeh-zadegânı [54]

Anlatsın kıymet-i Al-i Osmani [55]

 

Fırkaya kumanda iden kumandan

Miralay Ca’fer Tayyar Bey yaman

Azimkâr sebatkâr cesur ve irfan

Mevla’m bağışlasın o kahramanı

 

Ca’fer Bey askerle yaranlık ider

Hiç durmaz her vakit cepheyi gezer

Bir yandan düşmanı keşf ider gider

Gösterir böylece şan-ı erkanı [56]

 

Kaymakam [57]  Şükrü Bey er oğlu bir er

Siperden sipere durmayıp gezer

Askerin halini yakından sezer

Var olsun alayın merd kumandanı

 

Hey ne arslanmış be bizim binbaşı

Şerif Bey taburun amiri başı

Askeri severdi düşmana karşı

Yaşasın var olsun yükselsin şanı

 

Bu millet bu devlet yakında elbet

Huda’nın izniyle bulacak izzet [58]

Cihana salacak satvet ü şevket [59]

Allah’ım ali [60]  et mülk-i hakanı [61]

 

Bu vak’a [62] bu günler bunlar hep bir an

Bir zaman gelir ki olurlar nisyan [63]

Dedim ki yazayım böyle bir DESTAN

Bilinsin fırkanın şöhret ü şanı

 

Fırka 1, A 124, T 3, B 12 efradından Konya Vilayetinin Koçhisar Kazasından Solakuşak Karyeli İbrahim Oğlu ÖMER

 

 

AÇIKLAMALAR

[*] Hazırlayan Mehmet SARI Topçu Asteğmen, İbrahim Oğlu Ömer ŞEHİDLER SIRTI DESTANI, T.C. K.K.K. Astsubay Hazırlama Okulu Komutanlığı, Çankırı 1989

[1] Marmara Bölgesinde, Gelibolu Yarımadasının güney ucunda, aynı adla tanınan istihkâmların bulunduğu yerdeki köy. Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında meydan gelen savaşın bir bölümünün geçtiği yer (1915)

[2] Kanat, yan, kol

[3] Subay

[4] Uzayıp giden yol

[5] İman aydınlığı, iman ışığı

[6] Seddülbahir’de “Şehidler Sırtı” denilen yerin eski adı

[7] Allah’ın yardımı

[8] Ay ışığı

[9] Yaralanmış, yaralı

[10] Güç, kuvvet

[11] İlerisini düşünerek tedbirli olma

[12] Bir askeri birlikten ayrılan kol

[13] Ansızın, birdenbire

[I] A 124, T 3 Kumandanı Binbaşı Şerif Bey

[II] A 124, B 12 Kumandanı Yüzbaşı Tevfik Efendi

[14] Yardımcı

[15] Allah’ın hükmü

[16] Çeşitler, türlüler

[17] Unutulmaz acı, keder

[18] Güney batı

[19] Baştan başa, bütün, hep

[20] Yerinde durma, sözünden vazgeçmeme

[21] Aralıksız, hiç durmadan

[22] Yakın, yakın olan

[23] İnme, düşme

[24] Cenkçiler, savaşçılar

[25] Teğmen

[26] Yiğitler, yürekliler

[27] Rahmet denizi, merhamet denizi

[28] Tümen

[III] Birinci fırka kumandanı Miralay Ca’fer Tayyar Bey

[29] Bilme ve anlama cevheri, özü ve kabiliyeti

[30] Göz ucu ile bir kere bakıncaya kadar geçen çok kısa zaman

[31] Eminlik ve korkusuzluk

[32] Görünen, meydanda

[33] Bir yeri düşmanın hücumuna karşı sağlam hale getirme

[34] Hendek Gazvesi, Hendek Savaşı

[35] Hz. Muhammed Mustafa

[36] Yer

[37] Şaşkın, avanak, aptal ve sersem olan

[38] Son, nihayet

[39] Üstünlük hakkı, üstün olma hakkı

[40] Genelge

[41] Baştan başa, bütün

[IV] Cenub garbi kumandanı Vehib Paşa Hazretleri

[42] Karmakarışık, dağınık

[43] İnsan aklı

[44] Vasıtalar

[45] Sakınma, kaçınma, çekinme, korunma

[V] 15 Kanun-ı Evvel 1331

[46] Bozguna uğratılmış olarak, Allah’ın gazabına uğrayarak

[VI] 25-26 Kanun-ı Evvel 1331

[47] Sevinçli, neşeli

[*]  Bu mısra eksiktir

[48] İhsan, lütuf, iyilik

[49] Oluşlar, durumlar

[50] Allah yolunda, karşılık beklemeden

[51] Savaş yeri

[52] Eşi benzeri olmayan kişi

[53] Hükümdar oğlu

[VII] Şehzade Şerafettin Efendi Hazretleri

[54] Şehzadeler, hükümdar oğulları

[55] Osmanlı ailesi, Osmanlı sülalesi

[56] Reislerin şöhreti, ünü

[57] Yarbay

[58] Kıymet, değer, yücelik, kuvvet, saygı

[59] Kuvvet ve heybet

[60] Yüce, ulu

[61] Osmanlı mülkü, ülkesi

[62] Olay, harp

[63] Unutma

 

About drkemalkocak

Eğitimci-Bürokrat-Akademisyen olmasına rağmen cehlini bir türlü gideremeyen ama suyu aramaktan yılmayan-Bu su Fuzulî'nin "Su Kasidesi"ndeki sudur... 01.07.1953’te Ankara / Şereflikoçhisar / Sarıyahşi’de doğdu.. Sarıyahşi İlkokulunu ( 1965 - 1966 ), Şereflikoçhisar Ortaokulunu ( 1968 - 1969 ), Ankara Erkek İlköğretmen Okulunu ( 1971 - 1972 )bitirdi. 15.11.1972’de Ankara / Keskin / Karafakılı Köyü İlkokulu Öğretmeni olarak Devlet memurluğuna başladı. Kırıkkale / Yahşihan /Namık Kemal ve Karacaali Köyü ilkokullarında Sınıf Öğretmenliği yaptı. Askerliğini er öğretmen olarak yerine getirdi. Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler Bölümünü ( 27.09.1978 ) bitirdi. 25.03.1982’de Ankara / Namık Kemal Ortaokulu Sosyal Bilgiler Öğretmenliğine başladı. Kırıkkale / Hasandede Orhan Demirhan, Kırıkkale Ticaret ve Aydınlıkevler liselerinde Sosyal Bilgiler ( Tarih ) Öğretmenliği yaptı. Millî Eğitim Bakanlığınca yapılan seçme sınavını kazanarak 8 ay süreli İlköğretim Müfettişliği Hizmet içi Eğitim Kursunu tamamlayıp Eskişehir İlköğretim Müfettişliğine atandı. 06.09.1983 - 22.03.1985 tarihleri arasında İlköğretim Müfettişliği görevini yürüttü. Eskişehir İlköğretim Müfettişliğinden Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürlüğü Şube Müdürlüğüne atandı. Millî Eğitim Bakanlığı merkez teşkilâtındaki şube müdürlüğü görevine 22.03.1985’te başladı. İlköğretim Genel Müdürlüğünde Teftiş ve Değerlendirme, Disiplin, Mevzuat, Program ve Yayımlar, Araştırma ve Plânlama şube müdürlükleri görevinde bulundu. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilimler Eğitimi Ana bilim Dalı Tarih Eğitimi Bilim Dalında lisans tamamladı (16.02.1987). Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Genel Türk Tarihi Ana bilim Dalında yüksek lisans ( master ) yaptı ( 21.02.1991). Tezi “ Cumhuriyetten Günümüze Tarih Çalışmaları ve Tarih Öğretimi 1923 - 1960 “, tez danışmanı Prof. Dr. Yücel ÖZKAYA’dır. Girdiği test ve mülakât sınavlarını kazanarak ( 1987 ) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Kamu Yönetimi Lisansüstü%2
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s