MİLLİYETÇİLİK (*)

MİLLİYETÇİLİK (*)
Bir milletin diğer milletlere nispetle tabii veya müktesep özel karakterler sahibi olması, diğer milletlerden faklı bir uzviyet teşkil etmesi, ekseriya onlardan ayrı olarak, onlara paralel gelişmeye çalışması keyfiyetine milliyet prensibi denir
Bu prensibe göre, her fert ve her millet kendi hakkında hüsnüniyet, topraklarına bizzat kayıtsız sahip çıkma hakkına ve hürriyetine sahiptir.
Bu kural, bize hangi milletlerin hür, hangilerinin hürriyetinden şu veya bu şekilde mahrum olduklarını, yani millet adını taşımaya layık olmadıklarını kolaylıkla gösterir [1].

Her milletin kendine has gelenekleri, kendine has adetleri, kendine göre milli hususiyetleri vardır. Hiçbir millet aynen diğer bir milletin taklitçisi olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne kendi milliyeti içinde kalabilir [2].
Bilirsiniz ki milliyetçiliği yıkmaya çalışan görüşlerin dünya üzerinde, uygulama kabiliyeti bulunmamıştır. Çünkü tarih, gelişmeler, olaylar ve gözlemler, insanlar ve milletler arasında, hep milliyetçilik anlayışının hâkim olduğunu göstermiştir. Ve milliyetçiliğe karşı başvurulan deneylere rağmen yine de milli duygunun öldürülemediği, yine kuvvetle yaşadığı görülmektedir.
Özellikle bizim milletimiz, milli anlayışa sırt çevirmenin çok acı cezalarını gördü. Osmanlı İmparatorluğu içindeki çeşitli topluluklar, hep milli ilkelere sarılarak, milli ülkünün gücüne dayanarak kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu, sopa ile içlerinden kovulunca anladık. Gücümüzü yitirdiğimiz anda, bizi aşağıladılar, küçük gördüler. Anladık ki, suçumuz kendimizi unutmaklığımızmış. Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, önce biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu saygıyı hissen, fikren, fiilen bütün tutum ve davranışımızla gösterelim; bilelim ki, milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır [3].
Milliyet davası, şuursuz ve ölçüsüz bir dava şeklinde düşünülmemelidir. Milliyet davası siyasi bir mücadele konusu olmadan önce şuurlu bir ülkü meselesidir [4].
Milletin, varlığını devam ettirebilmesi için, fertleri arasında düşündüğü ortak bağ, yüzyıllardan beri gelen biçim ve niteliğini değiştirmiş, yani millet, dini ve mezhebi bağ yerine Türk milliyeti bağlantısıyla fertlerini bir araya toplamıştır [5].
Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda ve milletlerarası temas ve ilişkilerde, bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla dengeli bir şekilde yürütmekle birlikte, Türk toplumunun özel karakterini ve başlı başına bağımsız kimliğini saklı tutmaktadır [6].
Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz [7].
Fakat biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların bütün milliyetlerinin icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde bencil ve gururlu bir milliyetçilik değildir [8].
Millet ve memleketin menfaatleri gerektirdiği takdirde insanlığı teşkil eden milletlerden her biri ile medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan vaz geçinceye kadar amansız düşmanıyım.
Türk milleti büyük insanlık ailesinin yüksek ve şerefli bir organıdır. Bu itibarla bütün insanlığı sever. Milli menfaatlerine dokunulmadıkça, başka milletlere karşı düşmanlık beslemez ve telkin etmez. Türk milliyetçiliği, bütün çağdaş milletlerle bir ahenkte yürütmekle beraber, Türk toplumunun özel karakterlerini ve başlı başına bağımsız kimliğini korumayı esas sayar. Bu sebeple milli olmayan akımların ülkeye girmesini ve yayılmasını istemez.
Gerek bağımsız, gerek başka devletin uyruğu halinde yaşayan bütün Türkleri bir kardeşlik duygusuyla sevmek, onların refahını dilemekle beraber, dıştaki bu Türkleri kendi siyasi sınırının dışında tutar [9].
Türkiye dışında kalmış olan Türklerin önce kültür meselesiyle ilgilenilmelidir. Nitekim biz Türklük davasını böyle olumlu bir ölçüde ele almış bulunuyoruz [10].
Türkiye Cumhuriyetinin en esaslı ilkelerinden biri olan “yurtta sulh, cihanda sulh”un aracı, insanlığın ve medeniyetin refah ve gelişmesinde en sağlam unsur olsa gerektir [11].
Milli sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanarak varlığımızı korumakla, millet ve memleketin hakiki saadet ve refahına çalışmak… Genel olarak aşırı ihtiraslar peşinde milleti oyalamamak ve ona zarar vermemek… Medeni dünyadan, medeni ve insani muamele ve karşılıklı dostluk beklemektir [12].
DİP NOTLAR:
(*) Atatürk’ün Görüş ve Düşünceleri, Çelik-İş Sendikası Eğitim Yayınları, (Tarih yok), (sayfa sıra numarası yok) adlı eserde yayınlanmıştır.
[1] A. Afetinan, M. Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, Milli Eğitim Bakanlığı 1000 Temel Eser 55, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1971, s. 59
[2] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Ankara, 1945, s. 150
[3] A. g. e., s. 143
[4] Türk Kültürü Dergisi, S. 13, S. 115
[5] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II, s. 237
[6] A. Afetinan, M. Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, s. 59
[7] Hikmet Tanyu, Atatürk ve Türk Milliyetçiliği, s. 84
[8] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I, s. 98
[9] Türk Silahlı Kuvvetleri ve Atatürkçülük, Genelkurmay Başkanlığı 50. Yıl Yayını, Ajanstürk Matbaası, Ankara 1973, s. 304-305
[10] Türk Kültürü Dergisi, S. 13, S. 115
[11] Hüseyin Cevizoğlu, Atatürkçü Düşünce ve Sonuçları, Türk Kara Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı Yayını, K.K. Basımevi, Ankara, 1980, s. 82
[12] Nutuk II, Milli Eğitim Bakanlığı 1000 Temel Eser 68, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1971, s. 6-7

About drkemalkocak

Eğitimci-Bürokrat-Akademisyen olmasına rağmen cehlini bir türlü gideremeyen ama suyu aramaktan yılmayan-Bu su Fuzulî'nin "Su Kasidesi"ndeki sudur... 01.07.1953’te Ankara / Şereflikoçhisar / Sarıyahşi’de doğdu.. Sarıyahşi İlkokulunu ( 1965 - 1966 ), Şereflikoçhisar Ortaokulunu ( 1968 - 1969 ), Ankara Erkek İlköğretmen Okulunu ( 1971 - 1972 )bitirdi. 15.11.1972’de Ankara / Keskin / Karafakılı Köyü İlkokulu Öğretmeni olarak Devlet memurluğuna başladı. Kırıkkale / Yahşihan /Namık Kemal ve Karacaali Köyü ilkokullarında Sınıf Öğretmenliği yaptı. Askerliğini er öğretmen olarak yerine getirdi. Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler Bölümünü ( 27.09.1978 ) bitirdi. 25.03.1982’de Ankara / Namık Kemal Ortaokulu Sosyal Bilgiler Öğretmenliğine başladı. Kırıkkale / Hasandede Orhan Demirhan, Kırıkkale Ticaret ve Aydınlıkevler liselerinde Sosyal Bilgiler ( Tarih ) Öğretmenliği yaptı. Millî Eğitim Bakanlığınca yapılan seçme sınavını kazanarak 8 ay süreli İlköğretim Müfettişliği Hizmet içi Eğitim Kursunu tamamlayıp Eskişehir İlköğretim Müfettişliğine atandı. 06.09.1983 - 22.03.1985 tarihleri arasında İlköğretim Müfettişliği görevini yürüttü. Eskişehir İlköğretim Müfettişliğinden Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürlüğü Şube Müdürlüğüne atandı. Millî Eğitim Bakanlığı merkez teşkilâtındaki şube müdürlüğü görevine 22.03.1985’te başladı. İlköğretim Genel Müdürlüğünde Teftiş ve Değerlendirme, Disiplin, Mevzuat, Program ve Yayımlar, Araştırma ve Plânlama şube müdürlükleri görevinde bulundu. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilimler Eğitimi Ana bilim Dalı Tarih Eğitimi Bilim Dalında lisans tamamladı (16.02.1987). Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Genel Türk Tarihi Ana bilim Dalında yüksek lisans ( master ) yaptı ( 21.02.1991). Tezi “ Cumhuriyetten Günümüze Tarih Çalışmaları ve Tarih Öğretimi 1923 - 1960 “, tez danışmanı Prof. Dr. Yücel ÖZKAYA’dır. Girdiği test ve mülakât sınavlarını kazanarak ( 1987 ) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Kamu Yönetimi Lisansüstü%2
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s