BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BUGÜN AÇILIYOR [ * ] Heyet-i Temsiliyenin Tamimi

1-Bi min-el-Kerim Nisan’ın yirmi üçüncü Cuma günü Cuma namazını müteakıb Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi küşad edilecektir.

2-Vatanın istiklali,  makam-ı refî’ hilafet ve saltanatın istihlası gibi en mühim ve hayati vezaifi ifa edecek olan Büyük Millet Meclisinin yevm-i küşadını Cumaya tesadüf ettirmekle yevm-i mezkûrun mübareketinden istifade ve kabl-el-küşad bil-umum mebusin-i kiram hazaratiyle Hacı Bayram Veli Camii-i şerifinde Cuma namazı eda olunarak envar-ı Kur’an ve salatdan istifade olunacaktır. Bade-l-salat Hilye-i Saadet ve Sancak-ı Şerifi hamilen daire-i mahsusaya gidilecektir. Daire-i mahsusaya dâhil olmadan evvel bir dua kıraatiyle kurbanlar zebh olunacaktır. İşbu merasimde camii-i şerifden bed ile daire-i mahsusaya kadar Kolordu Kumandanlığınce kıtaat-ı askeriye ile tertibat-ı mahsusa alınacaktır.

3-Yevm-i mezkûrun te’yid-i kudsiyeti için bugünden itibaren merkez-i vilayette vali beyefendi hazretlerinin tertibiyle hatim ve buhar-i şerif tilavetine bed olunacak ve hatm-i şerifin son aksamı teberrüken Cuma namazından sonra daire-i mahsusa önünde ikmal edilecektir.

4-Mukaddes ve mecruh vatanımızın her köşesinde aynı suretle bugünden itibaren buhari ve hitamat-ı şerife kıraat edilerek Cum’a günü ezandan evvel minarelerde salat-ı şerife okunacak ve esnay-ı hitabede hilafetmeabımız padişahımız efendimiz hazretlerinin nam-ı nam-i hümayunu zikr edilirken zat-ı şevket-simat padişahilerinin ve memalik-i şahaneleriyle bil-umum tebaa-i mülukanelerinin bir an evvel nail-i felah ve saadet olmaları duası ilaveten tezkar olunacak ve Cum’a namazının edasından sonra da ikmal-i hatim edilerek makam-ı muallay-ı hilafet ve saltanatın ve bilcümle aksam-ı vatanın halası maksadiyle vuk’u bulan mesai-i milliyenin ehemmiyet ve kudsiyeti ve her ferd-i milletin kendi vekillerinden mürekkeb olan Büyük Millet Meclisinin tevdi eyleyeceği vezaif-i vataniyeyi ifaya mecburiyeti hakkında mev’izeler irad olunacaktır. Badehu halife ve padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin halası, selameti ve istiklali için dua edilecektir. Bu merasim-i diniyye ve vataniyyenin ifasından ve camilerden çıkıldıktan sonra bilad-ı Osmaniyenin her tarafında makam-ı hükumete gelinerek meclisin küşadından dolayı resmen tebrikat icra edilecektir. Her tarafta Cum’a namazından evvel münasib suretde mevlid-i şerif okunacaktır.

5-İşbu tebliğin hemen neşr ve tamimi için her vasıtaya müracaat olunacak ve serîan en ücra köylere, en küçük kıtaat-ı askeriyeye, memleketin bil-umum teşkilat ve müessesatına iblağı temin edilecektir. Ayrıca büyük levhalar halinde her tarafta ta’lik ve mümkün olan mahallerde tab’ ve teksir ve meccanen tevzi’ edilecektir.

6-Cenab-ı Hak’dan muvaffakiyet-i kâmile tazarru’ olunur.

Heyet-i Temsiliye namına:

Mustafa Kemal

KAYNAK:

[*] Hâkimiyet-i Milliye, 23 Nisan 1336/1920, No:24, S.3, Sütun:1-2

http://gazeteler.ankara.edu.tr/dergiler/milli_kutup/1541/1541_2/0094.pdf

 

METİNDE GEÇEN BAZI KELİMELERİN ANLAMLARI (Ferit DEVELLİOĞLU, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Aydın Kitabevi, Yenişehir-Ankara, 1990)

aksâm: parçalar, bölümler.

ba’de: sonra.

ba’dehû: ondan sonra.

bed: başlama, başlayış.

bilâd: memleketler, şehirler, kasabalar.

bil-umûm: bütün, hep.

envâr: ziyâlar, aydınlıklar, ışıklar, parlaklıklar.

güşâd: açma, açılma, açılış.

hâmilen: hamil olarak, hamil olduğu halde, taşıyarak.

hazâret: hazır olma, yakınında bulunma.

hilye: 1.süs, zinet, cevher. 2.güzel sıfatlar. 3.güzel yüz. 4.hz. muhammed’in mübarek vasıflarını ve güzelliklerini anlatan manzum veya mensur eser. 5.bir yazı stili.

iblâğ: 1.vardırma, vardırılma. eriştirme, eriştirilme. 3.ulaştırma. 4.gönderme

ikmâl: 1.kemâle erdirme, tamamlama, bitirme. 2.eksiğini doldurma.

istihlâs:1.bir şeyi kendine mahsus kılmaya çalışma. 2.kurtarma, kurtarılma.

istihlâs:1.bir şeyi kendine mahsus kılmaya çalışma. 2.kurtarma, kurtarılma.

istiklâl: kendi başına olma, kimseye bağlı bulunmama.

kirâm:1.soydan gelenler, soyu temizler; ulular, şerefliler. 2.cömertler, eliaçıklar.

mev’ize: öğüt.

mezkûr: zikrolunmuş, adı geçmiş, anılmış.

muallâ: 1.yüce, yüksek. 2.makamı, rütbesi yüksek. Dergâh-ı muallâ: padişah sarayı. Makam-ı muallâ: yüce kat.

mübârek: 1.bereketli, feyizli. 2.uğurlu, hayırlı, mutlu, kutlu.

müteâkıb: 1.birbiri ardından gelen. 2.ardından gelen, arkası sırası beliren.

sancâk: ask. alay bayrağı. [kelime Türkçe olmakla beraber sancâk-ı şerif gibi terkip halinde kullanılmıştır.]

serîan: sür’atle, çabuk, hemen, çarçabuk.

tazarru’: kendini alçaltarak yalvarma.

tilâvet: Kur’ân-ı, güzel sesle ve usulüne göre, okuma.

yevm: gün.

zebh: boğazlama.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

ANKARA ŞEN VE ANKARALILAR MESUT… [*]

-Ankara’nın başkent oluşunun 93.yıldönümü münasebetiyle-

Ankaralılar Ankara’nın merkez olması kararı üzerine dün yer yer tezâhüratta bulunmuş ve yeni merkezi bayraklarla donatmıştır.

Ankara’nın Türkiye Devleti’nin merkezi olduğu hakkında, Büyük Millet Meclisi’nin evvelki günkü içtimâ’ında verilen karar, Ankara’da bilâ-istisnâ bütün halk arasında tasvir edilmez bir meserretle karşılanmıştır. Bu meserretin tezâhüratı neticesi olarak dün bütün gün Ankara baştanbaşa bayraklarla donanmıştır. Halk arasında, kahvelerde, sokaklarda, pazarlarda ve evlerde memnuniyet ve şâd-mân ediyordu. Dün Ankara’nın muhtelif mehafil ve müesseselerinde kararın verdiği tesiri tedkik için dolaşan bir muhabirimiz, hülâseten şu intibâ’ı kaydetmiştir.

“Ankara şen. Ankaralılar senelerden beri beklenen bir hasrete kavuşmuş kadar mesut… Herkes, Ankara’nın bunu hak ettiğini ve yakın zamanda geniş ve kuvvetli bir azimle Ankara’nın en mükemmel ve asri bir şehir olacağını, derin bir kanaat hâlinde iddia ediyordu. Hükûmet merkezinin ta içlerinde bir bakıma, sevgiye muhtaç gönüllerinin surları arasında yerleşmesi Anadolu köylüsünü bilhassa mütehassıs etmiştir. Bunu gören ve sezen, dün merkezin Anadolu’nun göbeğinde yerleşmesi kararındaki hükûmeti de görmüş ve sezmiş oluyordu.”

Gece, belediye önünde büyük bir meşale yakılmış ve bir mızıka getirilerek kesif bir kalabalıkla eğlenilmiştir. Her tarafta fişenkler atılıyor ve maytaplar yakılıyordu. Gençlik Yurdu’ndan bazı gençler de nutuklar irad eylemişlerdir. Kalabalık halk kitlesi önlerinde mızıka ve ellerinde farlar olduğu hâlde sokakları dolaşmış ve Meclis-i Millî önünde “Yaşasın” sadalarıyla tezâhürü şâd-mân eylemiştir.
[*] Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, 4 Rebiyülevvel 1342/15 Teşrinievvel (Ekim) 1923, No:941, s.1, sütun:5-6
http://gazeteler.ankara.edu.tr/dergiler/milli_kutup/1541/1541_9/0312.pdf

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ANKARA TÜRKİYE DEVLETİ’NİN İDARE MERKEZİDİR

-Ankara’nın başkent oluşunun 93.yıldönümü münasebetiyle-

Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nin 10 Teşrinievvel (Ekim) 1923 tarih ve 938 nolu nüshasının 1.sayfa, 1-2.sütunlarında “Ankara Türkiye Devleti’nin Makarr-ı İdaresidir” [1] başlıklı bir habere yer verilmiştir.

Başlığın altında alt başlık olarak “Halk Fırkası İctimâ’ında Tarihi Beldemizin Bir Madde Hâlinde Teşkilât-ı Esasiye’ye İlâvesi Takarrür Etti” ifadesinin altında, “Türkiye’nin makarr-ı idaresinin Ankara olacağına dair mühim bir karar verilmiş olan Ankara’nın tarihî binası: Büyük Millet Meclisi…” tanımıyla fotoğraf yer almaktadır.

Haberin metni şöyledir:
Son zamanlarda hükumet merkezi üzerinde en nihayet Büyük Millet Meclisi’nde de kısa bir müzakere geçti [2, 3], bu suretle bu mesele üzerindeki merak daha ziyade uyanmış bulunuyordu. Haber aldığımıza göre, Halk Fırkası’nın dünkü içtimâ’ında hükûmet merkezi meselesi mevzû’ bahs olmuş ve uzun bir müzakereden sonra merkezin evvelâ Anadolu’da bulunması esası kabul olmuştur. Bundan sonra İsmet Paşa Hazretleri tarafından verilen mühim izahat üzerine Ankara’nın hükûmet merkezi olmasına müttefiken karar verilmiştir. Mütemmim malûmatımıza göre “Türkiye Devleti’nin makarr-ı idaresi Ankara’dır.” cümlesi Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’na ilâve olunacaktır. [4]

[1] http://gazeteler.ankara.edu.tr/dergiler/milli_kutup/1541/1541_9/0296.pdf
[2] http://gazeteler.ankara.edu.tr/dergiler/milli_kutup/1541/1541_9/0308.pdf
[3] http://gazeteler.ankara.edu.tr/dergiler/milli_kutup/1541/1541_9/0309.pdf
[4] https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d02/c002/tbmm02002035.pdf s.665-670

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

“ESER-İ MUAZZAM” [*]

-“Büyük Zafer”in 94.yıldönümü münasebetiyle.-

Bugünkü zafer, yalnız bir “İzmir” zaferi değil, milletimizin üç asırdan beri muhtaç bulunduğu bir “eser-i muazzam”dır.

İzmir artık sahib-i meşrû’unun elinde bahtiyâr ve mes’uttur.

335 (1919) senesi Mayıs’ının 15’inci Perşembe günü İzmir’e Yunanlılar hıyanet ve melanetin bayraktarı olarak çıkmışlardı. Üç seneden beri bu ahd için didişen şanlı Türk ordusu, 338 (1922) senesi Eylül’ünün 9’uncu Cumartesi günü bu hıyanet ve melanetin çirkin ve kanlı enkazı Anadolu’nun garp kapısından dışarı attı.

335 (1919) senesi Mayıs’ının 15’inci Perşembe günü İzmir, Anadolu’nun can damarlarının birleştiği sevgili yurda Yunanlılar hıyanet ve melanetin bayraktarı olarak bir belâ gibi çıktılar. Bu belâ hariçte, irili ufaklı arka arkaya dizilmiş bir sürü düşmanın, içeride evâile kadar başımızın üstünde taşıdığımız bir sürü hainin pîş-dârı, vasıta-i mel’aneti, celladı ve kara belâsı idi. Arkadakiler Türk yurdunu tutuşturmak, harap etmek, Türk kütlesini ezmek, imha eylemek için her türlü vesaiti veriyorlardı, ötekiler, tutuşacak, harap olacak, ezilecek, imha edilecek yerleri, vücutları gösteriyor ve kara planı ta kalb-gâhımıza kadar sokmak vesaitini tedarik ediyordu.

Fakat bu mel’anet ve hıyânet mürettipleri, her ikisi de çok gafildi. Biri Türk’ün ne olduğunu henüz anlamamıştı. Diğeri ise ondaki ruh-ı millînin azametini anlayamayacak derecede alçaktı. İşte kâbûs ile geçen bir gece ile şafak arasında Yunanlılar, İzmir’e kan ve ateş ile girdiler. Fakat eğer bu günü görmeyecek derecede akıllarını kaybetmemiş olsalardı, daha o gün karşılarına çıkan manzaradan ders alırlar ve İzmir’den başlayarak ta Sakarya kıyılarına kadar uzayan Yunan mezarlarını hazırlamaktan çekinirlerdi. Çünkü on bin, yirmi bin, otuz bin ve sonraları yüz bin Yunanlıya, arkasında her türlü tahrip ve iğfâl vesaiti, cinâyet ve şenâat kuvveti olmasına rağmen Türk silâhsız eli, müdâfaasız vücudu ile yine müfteris düşmanın üzerine saldırmaktan çekinmedi. Türk’ün kan izi düşmanın denizden çıktığı yerden bilirdi. Şehitlikleri İzmir’den başladı, feverânı şark hudutlarında duyuldu. Tırnakla başlayan mücadele, en nihayet Yunan beyninde patlayan müthiş infilakı doğurdu!

338 (1922) senesi Eylül’ünün dokuzuncu Cumartesi günü, saat on buçukta üç sene dört ay sonra İzmir rıhtımlarında Türk atlarının nalları, halâs müjdesini verir iken hıyânet ve mel’anette kendi çirkin mütefessih enkazı arasında Anadolu’nun garp kapısından kendisini dışarı attı. Onun için kurtulan yalnız İzmir değildir. Türk tarihinin üç asırdır, bir türlü ikmâl fırsatını bulamadığı bir eser-i muazzamdır ki İzmir zaferinden başlayarak bizi tam şekline isâl edecektir.

Ve işte o zaman, hıyânetten, mel’anetten kurtulan Türklük ruhunun aradığı saf muhiti, dimağının tahayyül eylediği yüksek vatanı bulacaktır. İzmir’den sonra Bursa, İstanbul, Edirne ve bu üç kıymetli hedeftir ki bu eser-i muazzamı ikmâl eyleyecek ve Türk vatanına, Türk mefkûresine, Türk gayesine şekl-i namını verecektir. İleri, zaferle ileri, mel’anet ve hıyânet gökten kazılıncaya kadar ileri !..

[*] Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, 18 Muharrem 1341/ 11 Eylül 1338 (1922), No: 605, s.1, sütun:2-5;

http://gazeteler.ankara.edu.tr/dergiler/milli_kutup/1541/1541_6/0112.pdf

METİNDE GEÇEN KELİMELERİN ANLAMLARI
ahd: 1.söz verme. 2.and, yemin. 3. devir, zaman, gün.

bahtiyâr: bahtlı, talihli, mes’ut, mutlu, kutlu.

belâ: gam, keder, musibet, afet, ceza, gayet zor iş, büyük gaile.

cinâyet: adam öldürme veya o derecede ağır sayılan suç.

enkaz: bina yıkıntıları, yıkıntı, moloz.

evâil: ilk vakitler, evvel zamanlar, eski, geçmiş zamanlar, önceler, başlangıçlar.

feverân: kaynama, galeyan etme.

gafil: gaflette bulunan, ilerisini iyi düşünmeyen, dikkatsiz, dalgın, tenbel.

hâin: hıyanet eden, nankörlük eden, hayın.

halâs: kurtulma, kurtuluş.

hıyânet: 1.hayınlık. 2.vefasız, hain. 3.itimadı, güveni kötüye kullanma.

iğfâl: 1.gaflete düşürüp, yanıltıp yanlış bir iş yaptırma.2.aldatma, aldatılma.

ikmâl: 1.kemale erdirme, tamamlama, bitirme. 2.eksiğini doldurma.

isâl: vusul buldurma, buldurulma; varıdrma, vardırılma, ulaştırma, ulaştırılma.

kâbûs: uykuda basan ağırlık, karabasan.

kalb-gâh:1.canevi. 2. ask. ordunun sağ ve sol kanatlarının arası, merkez bölümü.

mefkûre: ülkü, fr. ideal.

mel’anet: mel’unluk, lânete sebep olan, lânet edilmeye değer iş, hareket.

meşrû’: şer’an caiz olan, şeriatın izin verdiği, şeriata, kanuna uygun.

millî: din ve millete ait, milletle ilgili, ulusal.

muazzam: 1.kocaman, koca. 2.ulu, koskoca. 3.mühim, ağır.

müfteris: fırsat bulan, fırsat bilen.

mürettip: tertip eden, nizama, sıraya koyan.

mütefessih: tefessüh etmiş, çürümüş, bozulmuş, kokmuş.

pîş-dâr: önden giden, öne düşen, ön tarafı emniyete alan, tutan, öncü.

şenâat: kötülük, fenalık.

tahayyül: hayale getirme, hayalde canlandırma, canlandırılma, hayale dalma.

tahrip: harap etme, edilme, yıkıp bozma.

zafer: 1.birçok emek neticesinde maksada ulaşma, başarma. 2.düşmanı yenme, üstün gelme.

(KAYNAK: Ferit DEVELLİOĞLU, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydın Kitabevi Yayınları, Ankara, 1990.)

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

GAZİ BAŞKUMANDANIMIZIN MİLLETİMİZE BEYANNAMESİ

-“Büyük Zafer”in 94.yıldönümü münasebetiyle-

GİRİŞ

Türk İstiklal Harbi (Milli Mücadele)’nde, Türk ordusu 26 Ağustos’tan Dumlupınar Meydan Muharebesi sonrasına kadar büyük başarılar elde etmiş, Yunan ordusunun en önemli kuvvetlerini etkisiz hale getirmiştir. Bundan sonra dağınık bir şekilde kaçışan Yunan kuvvetlerini kovalayan Türk ordusunun Başkumandanı Mustafa Kemal Paşa 1 Eylül’de Dumlupınar’dan “Türk Milleti” ve Türk Ordusu”na hitaben birer beyanname yayınlamıştır.

Bu beyannameler, Ankara’da yayınlanan Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nin 9 Muharrem 1341/2 Eylül 1338 (1922) tarihli ve 596 numaralı nüshasının 1. sayfasında 1-6. sütunlarda yayımlanmıştır.

1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “BAŞLANGIÇ” bölümünde ifade edildiği gibi “ … Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;

Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;

Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;” halde, “Büyük Zafer’in 94’üncü yıldönümü kutlamalarının yasaklandığı bir dönemde, dünü anlamak, bugünü yaşamak ve geleceği kurgulamak anlayış ve bilincine katkıda bulunmak ümit ve amacıyla beyanname metinlerini yayımlamayı “Türk milleti, Türk vatanı ve Türk devletinin varlığı ve bütünlüğü uğrunda canlarını seve seve veren şehitlerimizin manevi şahsiyet ve hatıralarına duyduğum minnet ve şükran”ın karşısında millî bir vazife biliyorum/görüyorum.

GAZİ BAŞKUMANDANIMIZIN MİLLETİMİZE BEYANNAMESİ [*]

Büyük, Asil Türk Milleti,

Garp cephesinde 26 Ağustos 38’den beri harekât-ı taarruziyemiz Afyonkarahisar, Altuntaş, Dumlupınar arasında büyük bir meydan muharebesi hâlinde beş gün beş gece devam etti. Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının şecâati, şiddeti, ser-ati tevfikat-ı Sübhaneye vesile-i tecelli oldu. Zâlim ve mağrur düşman ordusunun anâsır-ı asliyesi akıllara dehşet verecek kat’îyetle imha edildi.

Teşkilât ve teçhizat gibi an’anât ve muzafferiyet ve ismi münhasıran milletimizin şuûrundan ve ezeli ve ebedi olan imanından vücut bulan ordularımızı fedakârlıklara lâyık olarak size takdim ediyorum. En büyük kumandanından en genç neferine kadar ordularımızda hâkim olan fikir, milletin gösterdiği vazife uğrunda şehid olmaktır. Bunun muharebe meydanında yakından müşâhede ederek büyük milletime haber veriyorum.

Milletimizin bünyesindeki kudret ve mefkûreyi üç buçuk sene evvel refikay-ı mesâim ile ifade etmekten başlayarak tahammülsüz müşkülât içinde devam eden mücahedatımızın netayici tezahür ediyor. Milletin rey ve iradesine istinat eden her işin neticesi millet için hayır ve saâdet olduğu sabittir. Milletimizin istikbâli emindir ve nusret-i mev’ûdeyi ordularımızın istihsâl etmesi muhakkaktır.

1-9-38 (1338/1922) Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan
Mustafa Kemal

[*] Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, 9 Muharrem 1341/ 2 Eylül 1338 (1922), No: 596, s.1, sütun:4-6; http://gazeteler.ankara.edu.tr/dergiler/milli_kutup/1541/1541_6/0094.pdf

METİNDE GEÇEN KELİMELERİN ANLAMLARI
an’anât: rivayetler, gelenekler.
anâsır: elemanlar, ögeler.
celâdet: bahadırlık, kahramanlık, yiğitlik.
delâlet: gösterme, yol gösterme, kılavuzluk.
ebedî: ebed’e mensup, zevalsiz, sonu olmayan.
ezelî: ezele mensup, ezel ile ilgili, öncesiz, başlangıçsız.
fedâkâr: kendini veya şahsi menfaatlerini esirgemeyen, fedâ eden, cömert, eliaçık.
hamiyyet: milli onur ve haysiyet.
harekât: hareketler.
imhâ’: mahvetme, edilme, yoketme.
İstihsâl: 1. hâsıl etme, meydana getirme, üretme. 2. elde etme, ele geçirme, ele geçirilme.
istikbâl: gelecek zaman.
kat’î: kesip atan, mahal bırakmayan, kesin.
kudret: kuvvet, takat, güç.
mağrûr: 1.gururlu. 2.bir şeye güvenen. 3. güvenilmeyecek şeye güvenip aldanan, kendini beğenmiş.
mahâret: mahirlik, ustalık, beceriklilik, el uzluğu.
mev’ûd: va’dolunmuş, söz verilmiş.
muhakkak: tahkik olunmuş, hakikati, gerçekliği, doğruluğu belli olmuş, doğru.
muzafferiyyet: muzafferlik, üstünlük, düşmana üstün gelme; bir işi gereği gibi başarma.
mücâhede: 1. uğraşma, savaşma. 2. nefsi yenmeye olan çalışma. 3. din düşmanlarıyla savaşma.
münhasıran: hususi olarak, sadece, yalnız olarak.
müşâhede: bir şeyi gözle görme.
necip: soyu sopu temiz, nesli pâk olan kimse.
nusret: 1. yardım. 2. allah’ın yardımı. 3. başarı, üstünlük.
refik: arkadaş, yoldaş.
ser-atî: ısrarlı.
sübhân: Allah
şecâat: yiğitlik, yüreklilik.
şuur: anlama, anlayış, hissetme, duyma.
tecelli: 1. görünme, belirme. 2. kader, talih. 3. Allah’ın lütfuna nail olma.
tevfik: 1. uydurma, uydurulma, uygunlaştırma. 2. Allah’ın yardımına kavuşma.
zâlim: zulmeden, haksızlık eden.

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

GAZİ BAŞKUMANDANIMIZIN ORDUMUZA BEYANNAMESİ

Türk İstiklal Harbi (Milli Mücadele)’nde, Türk ordusu 26 Ağustos’tan Dumlupınar Meydan Muharebesi sonrasına kadar büyük başarılar elde etmiş, Yunan ordusunun en önemli kuvvetlerini etkisiz hale getirmiştir. Bundan sonra dağınık bir şekilde kaçışan Yunan kuvvetlerini kovalayan Türk ordusunun Başkumandanı Mustafa Kemal Paşa 1 Eylül’de Dumlupınar’dan “Türk Milleti” ve Türk Ordusu”na hitaben birer beyanname yayınlamıştır.

Bu beyannameler, Ankara’da yayınlanan Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nin 9 Muharrem 1341/2 Eylül 1338 (1922) tarihli ve 596 numaralı nüshasının 1. sayfasında 1-6. sütunlarda yayımlanmıştır.

1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “BAŞLANGIÇ” bölümünde ifade edildiği gibi “ … Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;

Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;

Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;” halde, “Büyük Zafer’in 94’üncü yıldönümü kutlamaların yasaklandığı bir dönemde, dünü anlamak, bugünü yaşamak ve geleceği kurgulamak anlayış ve bilincine katkıda bulunmak ümit ve amacıyla beyanname metinlerini yayımlamayı “Türk milleti, Türk vatanı ve Türk devletinin varlığı ve bütünlüğü uğrunda canlarını seve seve veren şehitlerimizin manevi şahsiyet ve hatıralarına duyduğum minnet ve şükran”ın karşısında millî bir vazife olarak görüyorum.

GAZİ BAŞKUMANDANIMIZIN ORDUMUZA BEYANNAMESİ

Afyonkarahisar-Dumlupınar Büyük Meydan Muharebesi’nde zâlim ve mağrûr bir ordunun anâsır-ı asliyesini inanılmayacak kadar az bir zamanda imhâ eden büyük ve necip milletimizin fedakârlıklarına lâyık olduğunuzu ispat ediyorsunuz.

Sahibimiz olan büyük Türk milleti istikbâlinden emin olmaya haklıdır. Muharebe meydanındaki mahâret ve fedâkârlıklarınızı yakından müşâhede ve takip ediyorum. Milletimizin hakkınızdaki takdiratına delâlet etmek vazifemi mütevâliyen ve mütemâdiyen ifâ edeceğim.

Başkumandanlığa teklifatta bulunulmasını cephe kumandanlığına emrettim. Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini nazar-ı dikkate alarak ilerlemesini ve herkesin kuvây-ı akliyesini ve menâbi’-i celâdet ve hamiyyetini müsabaka ile ind-Allah devam eylemesini talep ederim.

Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir; ileri! [1]

[1] Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, 9 Muharrem 1341/ 2 Eylül 1338 (1922), No: 596, s.1, sütun:1-3.

METİNDE GEÇEN KELİMELERİN ANLAMLARI
anâsır: elemanlar, ögeler.
celâdet: bahadırlık, kahramanlık, yiğitlik.
delâlet: gösterme, yol gösterme, kılavuzluk.
fedâkâr: kendini veya şahsi menfaatlerini esirgemeyen, fedâ eden, cömert, eliaçık.
hamiyyet: milli onur ve haysiyet.
imhâ’: mahvetme, edilme, yoketme.
ind-allah: allah yanında.
istikbâl: gelecek zaman.
kuvây: kuvvetler, güçler, tâkatler.
mağrûr: 1.gururlu. 2.bir şeye güvenen. 3. güvenilmeyecek şeye güvenip aldanan, kendini beğenmiş.
mahâret: mahirlik, ustalık, beceriklilik, el uzluğu.
menabi’ : menbalar, kaynaklar.
müsabaka: birbirinden ileri olmaya, birbirini geçmeye çalışma.
müşâhede: bir şeyi gözle görme.
mütemâdiyen: arkası kesilmeyerek, devamlı, sürekli olarak.
mütevâliyen: art arda, üst üste, aralık vermeden.
necip: soyu sopu temiz, nesli pâk olan kimse.
zâlim: zulmeden, haksızlık eden.

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ATATÜRK DÖNEMİNDEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE’DE GELİŞME VE DEĞİŞMELER/DÖNÜŞÜMLER (Yaklaşım ve Yorumlar)

Mustafa Kemal Atatürk Döneminde Türkiye

Türkiye Cumhuriyeti Devleti; 16 Ağustos 1838 Osmanlı-İngiliz Serbest Ticaret Anlaşması ile başlayan “açık pazar” uygulamasıyla Avrupalı devletlerce sömürülen, sürekli harplerin ve ekonomik çözülmenin tükenme noktasına getirdiği Türk milleti tarafından Türk İstiklal Harbi (19 Mayıs 1919- 9 Eylül 1922) sonucunda kurulmuştur.

Türk İstiklal Harbi sona erdiğinde Türkiye; nüfusu azalmış, toprakları ekilemeyen, sanayi ve ticaretten yoksun ve yıkıntı halinde bir ülkedir. Türkiye’nin gelir kaynakları, başta madenleri ve toprakları olmak üzere doğal zenginlik kaynakları yüzyıllar boyunca yabancı ülkelerce sınırsızca kullanılmıştır.

1923’ün dünyasının genel görünümü şudur: Bir tarafta sömürgeci büyük emperyalist devletler, diğer tarafta yoksul, sömürge ve yarı sömürge devletler/ülkeler, diğer bir tarafta kendisine farklı bir kurtuluş yolu tercih eden Sovyetler Birliği.

Mustafa Kemal öncülüğünde Cumhuriyet yönetimi; emperyalizm-liberalizm ve sosyalizm uygulamalarını Türkiye’nin kalkınması için uygun görmemiştir. Türk milletinin yapısına ve ülke gerçeklerine uygun, dünya ile bütünleşmeyi sağlayabilecek; özel teşebbüse yer veren ama kapitalist olmayan, devletçiliği öne çıkaran ama sosyalist olmayan veya her ikisi de olan (tabii, içtimai ve iktisadi) bir kalkınma modeli/yöntemi tercih etmiş ve uygulamıştır. Karma ekonomi, piyasa ekonomisi veya sosyal hukuk devleti adı verilen bu kalkınma yönteminde; devletçilik öne çıkarılırken özel teşebbüse yer verilip desteklenmiş, milli menfaatlere uyum gösteren yabancı sermaye denetlenerek kabul edilmiştir.

1923-1938 yılları arasında Türkiye; tarım ve hayvancılık, göçmen ve iskan, ulaşım ve bayındırlık, sağlık, eğitim, sanayi ve maliye alanlarında “kimseye muhtaç olmadan” kalkınmasını gerçekleştirmiş, 15 yılda ortalama % 8,4 büyüme sağlanmıştır.

Osmanlı Devleti’nin 1918’de 160,4 milyon altın Osmanlı Lirası dış borcu vardı. Bu borcun Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalan yerler için harcandığı kabul edilen 107,5 milyonunun ödenmesi için 1925’te Düyun-u Umumiye ile bir sözleşme yapılmıştır. Buna göre ödemeler 1929’da başlayacak 1952’de bitecek ve borç tutarından % 37 indirim uygulanacaktır. 1929 Dünya Ekonomik Krizi sebebiyle ilk taksidi ödenebilen borç, yeni şartlarla 1932’de yeniden yapılandırılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti 1953’te son borç taksidini ödeyerek Osmanlı’dan miras kalan borçlarını temizlemiştir.

Mustafa Kemal Atatürk, “Batı”nın Türkiye ve Türkler için ne anlama geldiğini bütün yönleriyle değerlendirmiş ve Batı’yla bağımlılık doğuracak herhangi bir ilişki kurmamıştır. 10 Kasım 1938’den altı ay sonra Türkiye; 12 Mayıs 1939’da İngiltere, 23 Haziran 1939’da Fransa ile iki ayrı anlaşma imzalamış, bu iki anlaşma 19 Ekim 1939’da Üçlü İttifak Anlaşması’na dönüştürülmüştür. 15 yıl önce savaşılan Batı’yla ittifak içine giren Türkiye, bütün nüfuzunu Batı devletlerinin hizmetine vermiştir.

Küresel Egemen Güç: ABD

ABD, İkinci Dünya Savaşı’ndan Batı’nın yeni lideri olarak ortaya çıkmıştır. Dünyanın önemli bir kesimi şöyle düşünmektedir: Gelişmenin, barışın ve demokrasinin temsilcisi ABD, göz kamaştıran bir zenginliğe sahiptir. Onunla ilişkiler kurmak, dost olmak ve yardımına hak kazanmak, hür dünyaya katılarak özgür ve uygar olmanın kaçırılmayacak fırsatıdır. ABD ve Amerikan hayat tarzı, bütün dünyayı saran bir moda olmuştur. Bu modanın arkasındaki gerçek; yoksul ve güçsüze hayat hakkı tanımayan genel, yaygın, örgütlü ve güce dayanan yeni bir dünya düzenidir. Bu düzenin ekonomik ve siyasi amaçları arasında; azgelişmiş ülkelerin kendi geleceklerini tayin etme, milli menfaatlerine sahip çıkma, bağımsızlıklarını koruma gibi kavramlara yer verilmemiştir. Yeni düzen/sistem, bunları yok etmek üzere kurgulanmıştır.

Emperyalizme karşı, dünyadaki ilk milli mücadele hareketini kazanmış olan Türkiye, sosyal ve siyasi yapısı ile ekonomik ihtiyaçlarına uygun olmamasına rağmen kendi isteğiyle Yeni Dünya Düzeni’ne katılmıştır. 24 Ekim 1945’te Birleşmiş Milletler, 14 Şubat 1947’de Dünya Bankası, 11 Mart 1947’de IMF, 22 Nisan 1947’de Truman Doktrini, 4 Temmuz 1948’de Marshall Planı, 18 Şubat 1952’de NATO ve 14 Aralık 1960’ta OECD’ye üye olmuştur. Türkiye’nin katıldığı milletlerarası anlaşmaların ortak özelliği, Batı’ya bağımlılığın artması ve egemenlik haklarının aşındırılmasıdır.
Türkiye ABD ile 1 Nisan 1939’da Ekonomik İmtiyaz, 23 Şubat 1945’te Karşılıklı Yardım, 27 Şubat 1946’da Kredi, 12 Temmuz 1947’de Askeri Yardım, 27 Aralık 1949’da Eğitim, 23 Haziran 1954’te Vergi Muafiyeti konulu anlaşmaları yaparak dışa bağımlılığını artırmıştır.

1938 sonrası dışa bağımlılık döneminin başlıca özelliği; kredi veya yardım anlaşmalarının şarta bağlanması ve bu şartın her zaman üretimden uzak durmayı kapsamasıdır. Üretilmek istenen mal, bol ve ucuz, hibe olarak hazır durumdadır. Yaptırım ve yardımlar, adı ne olursa olsun, dışarıdan gelen isteklerin tamamı, Türkiye’de üretimi özellikle sanayi üretimini önlemeye yönelik tedbirler paketidir.

DP Adnan Menderes Döneminde Türkiye

Milli Şef İsmet İnönü yönetimindeki Türkiye, 14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti iktidara gelinceye kadar Batı’ya bağlanma anlaşmalarını büyük oranda tamamlamıştır. DP programında; ekonomik düzen olarak liberalizm kabul edilmiş, devletçiliğin faaliyet alanı özel teşebbüse destek olmakla sınırlandırılmış, KİT’lerin uygun şartlarla özel teşebbüse devredilmesi, devletin elinde kalması gereken KİT’lerin ticari zihniyetle yönetilmesi, devletin kesin zaruret olmadıkça piyasalara karıştırılmaması benimsenmiştir.

Demokrat Parti Hükümeti, 25 Temmuz 1950’de dolaylı bir ABD-Sovyet çatışması olan Kore Savaşı’na katılma kararı almıştır. Yurt dışına savaşmak için asker gönderilmesine rağmen Meclis’te karar alınmamış, muhalefet yok sayılmış, Türkiye’nin herhangi bir ilişki ve menfaati olmayan bir savaşa girilmiştir.

Türkiye-ABD arasında 12 Kasım 1956’da Tarım Ürünleri Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşmaya göre; ABD Türkiye’ye 46,3 milyon dolarlık buğday, arpa, mısır, dondurulmuş et, konserve, sığır eti, don yağı ve soya yağı satacaktır. Bu temel ürünler; azgelişmiş bir tarım ülkesi olan Türkiye tarafından üretilmesine rağmen ABD gibi gelişmiş bir ülkenin eşit olmayan rekabetine terk edilmiştir.

DP Hükümeti; Batı’yla bütünleşelim, aman dışarıda kalmayalım anlayışının doğal bir sonucu olarak 31 Temmuz 1959’da (AET) Avrupa Birliği’ne üye olmak için başvurmuştur. İsmet İnönü Hükümeti, 12 Eylül 1963’te AET ile Ankara Anlaşmasını imzalamıştır. İsmet İnönü, Lozan’da 1838 Ticaret Anlaşması’nın Türkiye’yi sömürgeleştirdiğini ileri sürmüş, hiçbir imtiyaz teklifini kabul etmemiş ve gümrük bağımsızlığı için çetin bir mücadele vermiş olmasına rağmen gümrüklerden ve korumacılıktan vazgeçilen Ankara Anlaşması’nı imzalamakta hiçbir sakınca görmemiştir.

Küresel Egemen Gücün Avrupa Temsilcisi: AB

Ankara Anlaşması’nın 1 Aralık 1964’ten itibaren yürürlüğe girmesiyle Türkiye-AET ilişkileri tam üyeliğe ulaşana kadar hazırlık, geçiş ve son dönem olmak üzere üç döneme ayrılmıştır. Türkiye, bu dönemlerde üzerine düşen yükümlülüklerin tamamını yerine getirmiştir.

1 Ocak 1973’te yürürlüğe giren Katma Protokol’ün imzalanmasıyla AET gerçek amacını göstermeye başlamıştır. AET, Türk sanayi ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerini ve kısıtlamaları; pamuk ipliği, pamuklu dokuma ve rafine petrol ürünleri hariç olmak üzere kaldırmış ve kendi sanayi ürünlerinin aşamalı olarak Türkiye’ye gümrüksüz girişinin yolunu açmıştır. AET’nin, mali protokoller kapsamında Türkiye’ye on yılda yaklaşık 3,5 milyar dolar yardımda bulunması, 1 0cak 1986’dan itibaren Türk işçilerinin Avrupa’nın her ülkesinde serbestçe dolaşımı, Türk tekstil ürünlerine kota uygulanmaması hükümleri hiçbir zaman gerçekleşmemiştir.
Buna karşılık Türkiye, büyük bir istek ve kararlılıkla üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeye devam etmiştir. Katma Protokol’ün öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmiş olmanın heyecanıyla Türkiye, 14 Nisan 1987’de tam üyelik için başvurmuştur. AET, üyelik başvurusunu reddettiği gibi tam üyelik konusunu gündemden çıkarmıştır.

24 Ocak 1980 Kararları ve 12 Eylül Darbesi

1979’da Başbakan Süleyman Demirel, Başbakanlık Müsteşarlığına getirdiği Turgut Özal’a, yeni bir ekonomik istikrar programı hazırlama görevini vermiştir. Program kısa sürede hazırlanmıştır. Bir başka ifade ile IMF tarafından hazırlanmış olan program 24 Ocak 1980’de kamuoyuna açıklanmıştır. IMF’nin daha önce yaptıramadığı isteklerini içeren program, tarihe 24 Ocak Kararları olarak geçmiştir. Programın uygulamaları hemen etkisini göstermiş; 1980 başında 47 TL olan Amerikan Doları yıl sonunda 90 TL’na çıkmıştır. Programa karşı duyulan tepki, iç savaş durumuna getirilen terör eylemleriyle birbirine karışmıştır.

24 Ocak Kararları, 12 Eylül 1980 darbesiyle kendini gösteren demir yumrukla uygulanabilmiştir. ABD-AB’nin “demokratik desteği” ile beş kişilik Milli Güvenlik Konseyi, yasama ve yürütme gücünü birleştirerek sınırsız yetkilerle donatılmış bir yönetim sergilemiştir. Türkiye’deki siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri kapatılmış, çok sayıda insan gözaltına alınmış ve 50 kişi idam edilmiştir.

12 Eylül, Türk toplumunda çok yönlü ve çok boyutlu çöküntü meydana getirmiştir. Cumhuriyet’le kurulan millet-devlet yapısı, bu yapıyı biçimlendiren yönetim anlayışı ve siyasi işleyiş en büyük zararı görmüştür. Bağımsız iç ve dış politika, sosyal devlet anlayışı ve milli menfaatleri koruma iradesi tamamen yok edilmiştir. Siyasi bozulmanın partilere yansımasıyla bölünme, parçalanma ve yabancılaşma yaygınlaşmış, etnik ve dini-mezhep temelli siyasi partiler ortaya çıkmıştır. Siyasi partiler; varlıklarını sürdürebilmek için milli menfaatlerden taviz vermeyi alışkanlık edinmişler, yoksullaşan halk siyaset dışına itilerek etkisiz kılınmış, Türkiye’de siyaset yapılamaz olmuştur.

Gümrük Birliği Protokolü ve Getirdikleri

Türkiye, 8 Kasım 1993’te Brüksel’de yapılan Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’ne katılmıştır. Bu toplantıda, Gümrük Birliği’nin 1995 yılında tamamlanmasını öngören bir karar alınmış ve bu karar karşılıklı yükümlülükleri tanımlayan Çalışma Programı’na dönüştürülerek kabul edilmiştir.

Türkiye’nin tam üyelik başvurusunu reddeden ve gündeminden çıkaran AB, 1994’te İsveç, Finlandiya ve Avusturya’yı üyeliğe kabul etmiş, Polonya, Macaristan ve Slovakya’yı aday üye yapmıştır. Türkiye, üyeliğe alınmayacağı açık bir biçimde ortaya çıkmış olmasına rağmen, hiçbir şey olmamış gibi üyelik umutlarını sürdürmüştür.

Türkiye’de; politikacılar, bürokratlar, büyük sermaye sahipleri ve örgütleri ile bu kesimlerin sözcülüğünü yapan akademisyenler, Gümrük Birliği’nin faydaları üzerine çok konuşmuşlar ama milli menfaatler açısından önemine hiç temas etmemişlerdir. Türk milleti; milli bağımsızlığını Batı’ya karşı verilen silahlı mücadele ile kazanmış olmasına rağmen bilgisizlik, duyarsızlık ve ihanete varan tutum ve davranışlarla ekonomik esaretin karanlığına doğru itilmiştir.

AB, içerdiği olumsuz şartlar sebebiyle Türkiye tarafından imzalanacağından emin olamadığı Gümrük Birliği Protokolü’nü, 6 Mart 1994’te Türkiye’nin önüne koymuştur. İktidarda bulunan DYP-CHP Hükümeti, Protokolü, AB’ni bile şaşırtan bir istekle ve hiç tartışmadan derhal imzalamıştır. Bu teşebbüs, Türk kamuoyuna milli bir zafer gibi sunulmuştur. AB yetkilileri o kadar şaşırmışlardır ki ne olur ne olmaz diyerek anlaşmayı yürürlüğe gireceği 1 Ocak 1996’dan iki hafta önce Avrupa Parlamentosu’na onaylatmışlardır. Bu işlem, ilk defa ve yalnızca Türkiye için yapılmıştır.

Halen yürürlükte olan Gümrük Birliği Protokolü ile Türkiye; ekonomik, siyasi ve hukuki egemenlik haklarını, üye olmadığı bir dış güce devretmeyi kabul etmiş ve kendisini Avrupa’nın bir yarı sömürgesi haline getirmiştir.

Özelleştirme Uygulamaları

Küresel egemen devletler, denetimindeki az gelişmiş ülkelerden, ihracata dayalı kalkınma yöntemleri, serbest piyasa ekonomisi, özelleştirme programları, korumacı kuralların yürürlükten kaldırılmasını ve devletin küçülmesini istemektedirler.

Gelişmiş ülkelerde; ulaşım, iletişim, enerji, madencilik, çelik, bankacılık ve kamu alanında yer alan işletmeler devlete ait veya dolaylı-dolaysız devletçe korunur durumdadır. Özellikle ileri teknoloji alanları (mikro-elektrik, biyoteknoloji, sivil havacılık, telekominikasyon, robotlar ve imalat makinaları), devletin katıksız desteği ve koruması altında faaliyet göstermektedir.

1980’den beri Türkiye’de; ihracata dayalı kalkınma modeli, serbest piyasa ekonomisi, özelleştirmeler, korumacılığın kaldırılması ve devletin küçültülmesi programları uygulanmaktadır. Yapılan milletlerarası anlaşmalar, bu tür uygulamalara yönelik bağlayıcı hükümler içermektedir. Gümrük Birliği Protokolü, KİT satışları ve dış ticaret açıklarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik dayanakları ortadan kaldırılmaktadır.

Türk milleti, 1950’den itibaren bütün siyasi partileri denemiş, değişik oran ve sürelerle iktidara getirmiştir. Ancak hiçbir dönemde sorunlara çözüm bulunmamıştır. İktidara gelen her siyasi parti, söylediğinin tersini yapmış ve uyguladığı politikalarla sorunlara yeni sorunlar eklemiştir. Sorunları üretenlerden, sorunları çözmeleri beklenmiştir.

Günümüzde, Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten siyasi kadrolar, kamu değerleri üzerindeki karar ve uygulama yetkilerini, özelleştirmeden yana sınırsız kullanmaktadırlar. (57. Hükümetin Devlet Bakanı Yüksel Yalova, özelleştirmeye inanmayan bürokratların görevde kalmasını “vatana ihanet” saymış, 59. Hükümetin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, KİT’ler için; “babalar gibi satarım”, “parayı veren düdüğü çalar”, “Sümerbank’ı tarihten sildik” gibi sözlerle yaptıklarıyla öğünebilmiştir)

Siyasilerin, özelleştirme hakkında yasalar ve yönetim sorumluluklarıyla bağdaşmayan söz ve davranışları yanında, parlamento içi veya dışı siyasi parti yöneticileri, hükümet yetkilileri ve bürokratların bir kesimi; IMF veya Dünya Bankası’nca kararları alınan özelleştirme programlarını gözü karalıkla uygulamışlar; yaptıklarını halka başarı/zafer olarak kabul ettirmeyi başarmışlardır. Özelleştirme uygulamaları ile kamu varlıkları yabancı ortaklı holding şirketlerine devredilmiş veya zarar ettiği gerekçesiyle doğrudan kapatılmıştır. Tarım çökmüş, bankacılığa darbe yapılmış, milli şirketler satılmış, dış borç artarak çevrilemez duruma gelmiş, millet yoksullaşmıştır.

SONUÇ: NE YAPILMALIDIR?

Günümüzde, insan ve doğal zenginlik kaynaklarına sahip koskoca bir Türkiye ve Türk milleti, bağımsızlığını kaybetme derecesine gelmiş ve kimilerinin oyuncağı durumuna düşmüştür. Türk milleti, Mustafa Kemal liderliğinde aynı durumdan kendini kurtarmış ve milli varlığını, ağır bedel ödeyerek kazandığı Türk İstiklal Harbi temeline dayandırmıştır. Milli Mücadele ve Türk İnkılabı dönemleri, Türk milletine anti-emperyalist tecrübe kazandırmıştır.

Bu tecrübe/birikim, olumsuz şartlara ve görünür görünmez bozulmalara rağmen Türk milletinde varlığını sürdürmektedir. Kendi gücüne güvenmek, Türk’ün tarihten gelen doğal bir niteliği olup bu güç bilinç düzeyine çıkarılarak harekete geçirilmelidir. Türk milletinde her zaman var olan direnme gücü ve ortak değer olarak varlığını sürdüren hürriyetine düşkünlük, örgütlü bir milli hareket haline getirilerek bağımsızlık yolunda mücadele etmelidir.

Türk milleti, yabancıların belirlediği sınırlar içinde yaşamaya uzun süre katlanmayı hak etmemiştir. Türkiye’de siyaset; menfaat sağlamanın, makam ve ün elde etmenin, yabancılaşmanın aracı olmaktan çıkarılıp halk ve millet yararına verilen bir mücadele alanı olmak mecburiyetindedir. Türk milleti bu mücadeleye hazır olup kendisine öncülük edecek milli bir hareketin özlemini çekmektedir. Bu hareketi, toplum katmanlarını temsil eden milliyetçi şahsiyetler ve aydınlar ortaya koymalı ve Türk milletini milli hedeflerin gerçekleşmesi için örgütlemelidir.

1939’da başlayan taviz verme süreci Türkiye’yi bugünkü duruma getirmiştir. Mustafa Kemal, başta ekonomi olmak üzere dil, tarih, din, kültür ve siyasete kadar her alanda milli bağımsızlığı gerçekleştirme ve koruma mücadelesi vermiş; Türk milletine; bıkmadan, bağımsızlığını her ne pahasına olursa olsun koruması gerektiğini, tam bağımsızlığın ancak devletin mali bağımsızlığı ile gerçekleştirileceğini ifade etmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün; bağımsız milli kalkınma, pazar ekonomisi, korumacılık, milli kambiyo, yerli üretim, denk bütçe, sosyal devlet, milli tarım ve madencilik, karma ekonomi gibi konulardaki görüşleri, Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde özellikle azgelişmiş ülkelerde tartışılmaktadır. Çin, Rusya Federasyonu, bazı Güney Amerika ülkelerinde gerçekleştirilen ekonomik kalkınmanın temellerinde, Atatürk’ün ekonomik ve siyasi görüşlerinin etkisi görülmektedir.

Türk milleti 1939’dan beri iç ve dış saldırılara karşı direndi ve direnmeye devam etmektedir. Özellikle son 34 yılda uygulanan dış kaynaklı politikalar ile bağımsızlık yanlısı milli güçler, siyasi ve ekonomik bakımdan ezilmişlerdir. Beslenip büyütülen işbirlikçilik, çeteleşen siyaset, sınırsız haksızlık ve yolsuzluk ile Türk milletinin varlığı tartışılmaktadır. Halkın yoksulluğu giderek artmaktadır. Türkiye, Türk milletinin menfaatlerine göre yönetilememektedir. İktidar ve muhalefet boşluğu yaşanmaktadır.

Türk milletinin emperyalizme karşı direnme gücü, örgütlenmediği takdirde; milli varlık kendini koruyamaz duruma düşecektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik tehditler uygulamaya konulmuştur. Dış kaynaklı yapay ayrılık ve düşmanlık teşebbüsleri, Türk vatandaşlarının, tarihten gelen birlik ve dayanışma anlayış ve yaşayışına kalıcı zararlar vermektedir. Buna karşılık, millete öncülük edecek milli güçler örgütsüz ve güçsüz bir duruma düşmüştür. Köylüler, işçiler, memurlar, gençler, öğretmenler, esnaf ve sanatkarlar, milliyetçi işadamları ve aydınlar; ağır ekonomik sıkıntılar içinde, umutsuz bir dağınıklık ve arayış sergilemektedirler.

Bugün, Türkiye’nin getirildiği yer, Türk milletinin istek ve ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik değildir. Bütün olumsuzluklara karşılık yaşanan bunalımın üstesinden gelecek tarihi tecrübe ve güce sahibiz. Milli birlik temelindeki tam bağımsızlık mücadelesinde, emperyalizme ve yerli uzantılarına karşı “demokrasi ve hukuk” anlayışı, irade ve kararlılığı ile tavır konulmalıdır. Kuvay-ı Milliye, Müdafaa-i Hukuk, Milli Mücadele, Türk İnkılabı anlayış ve uygulamaları ile emperyalistlere dersini veren Türk milletinin bilinçli birer ferdi olarak ideolojik tecrübe ve mücadele anlayışına sahibiz. Türk milletini tanıma ve ona güvenme, dünya siyasetini ve bölge sorunlarını kavrama, bağımsız ideoloji, tarih bilinci, bilinçli anti-emperyalist tavır, tam bağımsızlıkta kararlılık, milli birliği sağlama becerisi, siyasi örgütlenme yeteneği; mücadele anlayışımızın temel ögeleridir.

Herkes; millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisindeki ortaklık ile birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duyguları içinde, huzurlu bir hayat hakkı için, geleceğimiz için “demokrasi ve hukuk” mücadelesine girmelidir. Herkesin; vatan, millet ve devletine karşı yapabilecekleri görev ve sorumlulukları vardır. Haklarına ve geleceklerine sahip çıkarak mücadele etmeyenler, bağımsız/özgür yaşayamazlar. Milli bağımsızlığımızın korunarak maddî ve manevî varlığımızın gelişmesi için gerekli şartların hazırlanması ve milli kültürümüzün çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarılması, örgütlenmek ve mücadele etmekle gerçekleşir.

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın